Bilirkişi kusur oranı belirleyebilir mi ?

Akilli

New member
13 Mar 2024
4,880
0
0
Bilirkişi Kusur Oranı Belirleyebilir Mi? Bir Hikaye Üzerinden Gelişen Düşünceler

Herkese merhaba! Bugün, hem duygusal hem de **hukuki** bir yolculuğa çıkacağız. Hikâyeyi biraz daha sürükleyici bir şekilde ele alırken, aynı zamanda **bilirkişi raporlarının** ne kadar hayatımızda önemli bir yeri olduğunu keşfedeceğiz. Bir konu var ki, hepimizin hayatında bir şekilde yer alabilir: **kusur oranı**. Acaba bir **bilirkişi**, bir kazanın ya da bir olayın sorumlusunun kim olduğunu **belirleyebilir mi**? Bu sorunun cevabını bulmadan önce, sizinle bir hikâye paylaşmak istiyorum.

Duygusal bir bağ kurarak **forumdaşlarım** ile bu önemli konuyu tartışmak istiyorum. İşte, bir insanın karar verirken, **adalet** ve **vicdan** arasında nasıl sıkışıp kaldığını, hem çözüm odaklı hem de empatik yaklaşımlarla birlikte anlatacağım.

Hikayenin Başlangıcı: Bir Kazanın Ardında Kalan İzler

Bir sabah, **Mustafa** işine gitmek için erkenden yola çıkmıştı. Havanın soğuk olduğu, karın yağdığı bir günün sabahıydı. Yolda, başka bir aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu, Mustafa'nın arabası aniden yoldan çıktı. Her şey bir anda oldu; bir çarpışma, ardından bir kaç saniyelik **belirsizlik**. Mustafa hastaneye kaldırıldığında, ne olduğunu hatırlayamayacak kadar şaşkındı.

O kazanın ardından, **Mustafa'nın hayatı** tamamen değişti. Fizyoterapi, uzun süreli tedaviler ve birdenbire değişen yaşam tarzı. Ancak o kazanın ardından **en büyük soru**, hem Mustafa'nın hem de kazaya karışan diğer kişinin aklını kurcalıyordu: “**Kim suçlu?**”

Ve işte, bu sorunun cevabını bulmak için bir bilirkişi devreye girdi.

Bilirkişi Raporu: Gerçekten Kimin Suçu?

Bilirkişi, kazayla ilgili tarafların verdiği ifadeleri değerlendirip, olayı tüm yönleriyle inceledi. Ancak işin en karmaşık kısmı, kazanın nasıl olduğu ve kimin daha fazla kusurlu olduğuydu. Yolda yağmur vardı, ama bir araç, **hızını kontrol edemediği** için direksiyon hakimiyetini kaybetmişti. Diğer araç ise, **geçiş yolunda bir yanlışlık yapmıştı**. Ve işte burada, **kusur oranları** devreye girdi.

Mustafa'nın avukatı, bilirkişiye şu soruyu sormuştu: “Bu durumda **kusur oranını** nasıl belirlersiniz? Hem hız hem de yolun durumu etkili oldu, değil mi?”

Bilirkişi, olayın **detaylarını** inceledikten sonra, kazanın oluşma şekline göre her iki sürücünün de **kusurlu olduğunu** belirledi. Ancak, hangi sürücünün daha fazla kusurlu olduğu konusunda çok net bir oran vermek oldukça zorlayıcıydı.

Ve burada **Mustafa** ve kazaya karışan diğer kişinin **duygusal mücadeleleri** başladı. Her ikisi de kendi bakış açılarına sahipti. **Mustafa**, hızla hareket eden aracı suçluyor; oysa diğer sürücü de **yağmuru ve yolun kayganlığını** ön plana çıkararak, kendi suçu olmadığını savunuyordu. Ancak işin gerçeği, her iki taraf da kazanın bir parçasıydı.

Erkeklerin Perspektifi: Çözüm Odaklı Bir Yaklaşım

**Mustafa'nın** bakış açısı, çoğu erkek gibi, çözüm odaklıydı. O, **kimin ne kadar kusurlu olduğunu** bilmek istiyordu çünkü bu, hem kendisi hem de kazaya karışan kişi için önemliydi. Olayı **veriye dayalı** ve somut bir şekilde görmek, ondan sonra hangi adımların atılacağı konusunda daha net bir çözüm sunabilirdi. Hızın ya da yolun kayganlığının tek başına etkili olup olmadığına değil, tüm verilerin ve koşulların bir arada değerlendirilmesi gerektiğine inanıyordu.

Mustafa, kazanın belirli bir kısmında kendisinin de sorumlu olduğunu kabul ediyordu. Ancak en büyük **kaygısı**, bu oranların **adaletli bir şekilde dağıtılıp dağılmadığıydı**. Bilirkişinin raporunun, çözüm arayışıyla ne kadar uyumlu olduğu sorusu ona sürekli olarak **baskı yapıyordu**.

**Erkek bakış açısıyla**, bir kazadaki **kusur oranının net bir şekilde belirlenmesi** hem kişisel çıkarları hem de **toplumsal düzen** açısından önemlidir. Ancak bazen duygusal yönlerin ve insani bağların çok güçlü olabileceğini göz ardı etmemek gerekir.

Kadınların Perspektifi: Empatik ve İlişki Odaklı Bir Yaklaşım

Öte yandan, **Mustafa'nın eşi Elif**, olayın tamamen farklı bir yönüne dikkat ediyordu. Elif, kazadan sonra hem **Mustafa'nın iyileşme sürecini** hem de kazaya karışan diğer kişinin durumunu izliyordu. Onun bakış açısı, her şeyden önce **insani bir sorumluluk** ve **toplumsal bağların** ön planda olması gerektiğiydi.

Elif, **kusur oranlarının belirlenmesinin ötesinde** asıl önemli olanın, kazanın **duygusal ve psikolojik etkileri** olduğunu savunuyordu. Mustafa’nın hastanedeki durumunu görmek, kazaya karışan diğer kişinin vicdanını sorgulamak ve tüm bu duygusal yönlerin nasıl birbirini etkilediğini anlamak istiyordu.

Bilirkişi raporunun **insan odaklı bir yaklaşımı** ve **toplumsal sorumlulukları** nasıl dikkate alacağı sorusu Elif’i düşündürüyordu. Sonuçta, sadece **veri ve oranlar** değil, **güven**, **merhamet** ve **adalet duygusu** da çok önemliydi. Kazaya karışan her iki taraf da travmalarını taşıyordu ve **bu bağlamda insani bir yaklaşımın** ne kadar önemli olduğuna inanıyordu.

Sonuç: Bilirkişi Kusur Oranı Belirleyebilir Mi?

Bilirkişi, elbette bir kazadaki kusur oranını **yasal ve teknik veriler** ışığında belirleyebilir. Ancak bu oranları belirlerken, yalnızca sayılara dayalı bir yaklaşım yeterli olmayacaktır. **Toplumsal bağlar**, **insanların duygusal halleri** ve **vicdanları**, doğru bir çözüm bulmada büyük rol oynar.

Peki, forumdaşlar, sizce **bilirkişi raporları** sadece teknik ve hukuki birer sonuçtan mı ibarettir, yoksa duygusal ve toplumsal yönler de bu denklemin bir parçası olmalı mı? Kazadaki sorumluluğu yalnızca **sayılara dayalı** mı değerlendirmeliyiz, yoksa birinin **psikolojik etkileri** de hesaba katılmalı mı?

Yorumlarınızı bekliyorum. Kendi hikâyelerinizi, deneyimlerinizi ya da **bu konuda düşündüklerinizi** bizimle paylaşın!